Zihin Oyunları İşbaşında

zihin oyunları işbaşında

Zihin Oyunları İşbaşında

Yakın zaman önce oğlum teog olarak adlandırdığımız liseye geçiş sınavlarına girdi. Süreç hem öğrenciler hem de ebeveynler için oldukça zorlu. Sınavdan iyi not alanın daha iyi okula gideceği düşüncesi çocuklar ve ebeveyn üzerinde baskı oluşturuyor. Her çocuk bu süreçte farklı deneyimler yaşıyor. Kitap okumayı sevmediğini düşünen oğlum için de tahmin edileceği üzere Türkçe dersleri pek keyifli  geçmiyor. Okuldaki öğretmenlerin de yönlendirmesiyle oğlum, sınav öncesinde kendine hedefler koymuş. Türkçe hariç diğer tüm derslerden tüm soruları doğru cevaplamayı, ama Türkçe den iki veya üç yanlışı hedeflediğini gördüm. Aslında buna pek de şaşırmamıştım, çünkü sürekli olarak bunu söylüyordu bize ve kendisine, “Ben Türkçede iyi değilim, matematik gibi değil Türkçe.” Ne dersem diyeyim söylediklerim ona anlamlı gelmiyordu ve başka bir fikri kabul etmiyordu.

Sınav günü geldi çattı. O gün sınavdan çıktıktan sonra ona sınavının nasıl geçtiğini sordum, Türkçeden üç yanlış beklediğini söyledi. Ben de ona çok çalıştığını ve elinden geleni yaptığını söyleyip sadece sarıldım. Hiç bir yorumda bulunmadım.

Farkındalık!

Sonraki gün rahatlamanın da verdiği duyguyla oğlum bana şöyle dedi. “Ben soruları bitirdikten sonra kontrol ederken kendime şöyle dedim. “Türkçe bu kadar kolay olamaz, çünkü Türkçede diğer derslerdeki kadar iyi değilim, yanlış yapmış olma ihtimalim daha yüksek.” diye düşünüp iki sorunun cevabını değiştirdim. Meğer ikisi de ilk seferinde doğruymuş. Yani eğer ben kendime matematikte güvendiğim kadar Türkçede de güvenseydim sonuç farklı olabilirdi.”

Aslında Ne Oluyor

Timothy Gallwey’in İş Hayatında Zihin Oyunları kitabında “Benlik 1” olarak adlandırdığı, zihnindeki şüpheci ses ona şöyle demişti “Sen Türkçeyi doğru yapmış olamazsın, zaten sevmiyorsun, matematikte  olduğun kadar iyi değilsin Türkçede, kesin yanlış yapmışsındır.” Kişi zihninde bunları duyarken, farklı davranabilmesi pek de mümkün değildir.

Benzer durumları sadece çocuklar değil yetişkinler de yaşıyor, çocukluktan başlayarak artan bu iç sesler zamanla bir yetişkin olduğumuzda adeta yaşamımızın ayrılmaz bir parçası haline geliyor, hatta bazen sadece kendi kendimize koyduğumuz engellerle mücadele eder hale geliyoruz ama bunun farkında bile olmuyoruz.

“Bu projeyi mutlaka başarmam gerektiği sürekli zihnimde çınlıyor,  oysa bugün toplantıda öyle gergindim ki, ne demek istediğimi bile anlatamadım doğru dürüst”

“İş görüşmesinde çok gergindim, kendimi anlatırken bir türlü rahatlayamadım, sürekli bu işi almam gerektiğini düşündüm durdum.”

Engellerimi Ben Yarattım!

Çocukluğumuzda korkuyu, kaygıyı pek bilmezken, zaman geçtikçe korkularla dolu bir hayatımız oluyor. Küçük bir çocukken her yeni deneyimle, öğrenmek ve keşfetmek bizim için en eğlenceli oyunken, bugün işte yeni bir görev veya sorumluluk aldığımızda bunu külfet ya da yük olarak algılıyoruz. Zaman içinde algılarımız çeşitli etkenlerle değişerek farklı kavramlar geliştiriyor zihnimizde, sürekli olarak kendimizi eleştirmeye ve başkalarıyla kıyaslamaya başlıyoruz. Yapmak, öğrenmek, çalışmak, bırakın eğlenceli olmayı kaygılı bir süreç haline geliyor bizim için. Bu arada zihnimizdeki sesler de giderek çoğalıyor, adeta sürekli bir diyalog içine giriyoruz o seslerle.

“O kadar zamandır hazırlanıyorum sunuma, inşallah bir hata yapmam”

“Terfi talebimi kabul edecek mi acaba, edecek tabii, sanki benden daha iyi bir aday var da.”

Zihnimizdeki ses bazen de iyiliğimize çalışır gibi görünür.

“Oğlum süperdim bugün ya, mükemmel bir performans sergiledim , geçen sefere göre çok iyiydim , haydi böyle devam.”

Her ne kadar pozitif gibi konuşup bizi teşvik ediyor gibi görünse de zihnimizdeki sesler bizim akışta olmamıza, anı yaşamamıza, o an yaptığımız işten keyif almamıza ve çoğu zaman da gerçek performansımızı sergilememize engel olur. Zihnimizdeki seslere o an da  yenik düşmesek bile bir sonraki sefer de yenik düşmemiz oldukça olası.

Ne Yapmalı

Zihnimizde duymaya alıştığımız o sesleri yoldan çekmek, bizim gerçek performansımıza ulaşmamız ve yaptığımız işten keyif almamız için gerekli ilk adım olacaktır. Bu eleştirel sesler  sadece zihnimizin yarattığı yapılardır, düşüncelerdir. Bizim için önemli olan kendimizi her şekilde kabul etmek, öğrenmeye ve kendimizi ifade etmeye açık ve meraklı olmaktır.

Değişime giden yol, her şeyin olduğu gibi kabul görmesinden geçer. Sonrasında ise gerçek performansımıza ulaşmamız için yapmamız gereken çok kolay aslında. Oğlumun örneğinde de olduğu gibi her durumda kendimize güvenmek ya da bir başka deyişle kendimize güvenmeyi seçmek.

(Visited 27 times, 1 visits today)